Kapat
Arama yapmak için en az bir kelime giriniz.
Başa dön

Türkiye Cumhuriyeti’nin Ön Sözü Çanakkale

106 yıl önce, yüz binlerce genç; “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir.” diyen Mustafa Kemal’in komutanlığında, Çanakkale’de, tüm dünyaya örnek olacak bir mücadeleyi, emperyalizme karşı verdiler.

Amacımız geçmişteki savaşların zaferleriyle mutlu olmak değil; eğer amaç, vatan savunması ise, eğer amaç hürriyet davasıysa, bir ölüm kalım mücadelesi ise amaç,  buna savaş diyemezsiniz. Bu nedenle,  bugün,  bunu anlatmak ve anlamak boynumuzun borcudur.

Çanakkale ruhu; metre kareye 600 merminin düştüğü yerde, vatan savunmasının göğüs göğüse yapıldığı ruhtur. Çanakkale ruhu, Mustafa Kemal’in deyimiyle; beş dakika sonra şehit düşeceğini bile bile, atacak tek bir mermisi bile kalmamışken süngüsünü takıp siperde bekleyen Mehmetçik ve onun kahraman kumandanlarının, dünyanın en büyük güçlerini dize getirmelerini sağlayan ruhtur. Çanakkale Zaferi; kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, bir milletin omuz omuza vererek üstlendiği büyük mücadelenin adıdır.

Bana deseler ki, Çanakkale’yi üç kelimeyle anlatın. Derim ki:  “Geldiler, gördüler ve döndüler.”

Peki ne için geldiler, ne gördüler ve nasıl döndüler?

Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen emperyalist devletler, donanmalarıyla Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Türk ordusu, emperyalist güçlerin donanmalarına karşı, Çanakkale Boğazı’nda, aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yaptı. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerini geri çekilmişlerdir. 

Çanakkale Boğazı’nı gemilerle geçemeyeceklerini anlayan emperyalist güçler, topraklarımıza  25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara Savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde, son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etti.

Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve sadece “sınırlı bir cephe savaşı” olarak görmüşlerdi. En güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmışlardı.

Kuşkusuz bu büyük bir yanılgıydı. Çanakkale’deki Türk savunmasını ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup onun yüksek manevi gücünü görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda, önce denizde, sonra da karada, hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar. Böylece onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne, bırakarak çekilip gittiler ve onlar için bundan böyle Boğaz’ın sularına bakan yamaçlarda Türk askerinin verdiği mücadelenin unutulmaz cümlesi kazılı kaldı:

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”

Dur Yolcu!

Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın.

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Tüm dünyada  “yüzyılın en büyük savaşı” olarak nitelendirilen Çanakkale Savaşları sonrası, Ulu Önder Atatürk’ün, Anzak annelerine yazdığı mektup; O’nun “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesiyle tüm dünya barışına ve ulusların kardeşliğine verdiği önemi bir kez daha göstermektedir:

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.’’

Gazi Mustafa Kemal Atatürk – 1934

X