Kültür gezimiz keyifle sürerken, ikinci günümüzde Adana, Tarsus ve Mersin’i gezerek tanıdık ve yine kültür çeşitliliği ve zenginliği bizi şaşırtmaya devam etti.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandık, duşumuzu aldık ve kahvaltıya indik. Geçireceğimiz yoğun güne hazırlık için, karnımızı iyice doyurduk.
İlk durağımız, mezhepler ayrılmadan önce en eski kiliselerden biri sayılan Saint-Pierre kilisesiydi. Aynı zamanda kilisenin bulunduğu tepeden tüm Antakya ayaklarımızın altındaydı.
Buradaki gezimiz bittikten sonra, Tarsus’a doğru yola çıktık ama Adana’nın yemeklerini tatmadan olmazdı. Seyhan baraj gölü kıyısında, Kolcuoğlu restoranda kebaplarımızı ve mezelerimizi yedik.
Şansımıza güneş de açmıştı. Rehberimiz Levent Bey, son James Bond filminin çekildiği yeri bizlere gösterdi.
Ardından, Anadolu ve Orta Doğu’nun en büyük camisi olan Camisi’ne gittik. Bu caminin özelliği, dışının İstanbul’daki Sultanahmet Camisi ile, içinin ise Edirne’deki Selimiye Camisi ile aynı olmasıydı. Caminin büyüklüğü ve bahçesi göz kamaştırıyordu.
Adanadan ayrıldıktan sonra Tarsus şelalesine gidip güzel manzara eşliğinde resim çektik ve çaylarımızı yudumladık.
Daha sonra Hristiyanlığın en büyük azizlerinden biri olan Saint-Paul’un kuyusunu ziyaret ettik. Tarsus’un otantik sokaklarında gezerken, değişik dinlerden insanların aynı mahallede birbirleriyle içiçe yaşayışlarına tanık olduk. Eski tarsus evlerinden birinde bulunan kafede, damla sakızlı dibek kahvesini tattık. Tarsus’un etrafını çeviren surlardan günümüze kadar gelen tek yapı olan Kleopatra kapısını da görmüş olduk.
Yemekten önce son durağımız, Türk tarihinin en önemli zaferlerinden biri olan Çanakkale Savaşı’nın kazanılmasında büyük katkısı olan Nusret mayın gemisiydi. 18 Mart’ı burada anmış olduk.
Bir grup sporsever, maç izlemeye giderken biz de Mersin’in en meşhur tantunicisine gidip, karnımızı doyurduk.
Bu keyifli günün ardından otelimize geldik. Hepimiz bir sonraki güne enerjik başlamak için odalarımıza dağıldık.
Başak-Zeynep (L 3A) / Lara (L 3B)
