10. sınıf öğrencileri Şanlıurfa’da geçirdikleri üçüncü gün ve Adıyaman’da geçirdikleri dördüncü gün üzerine izlenimlerini paylaşıyorlar.
Şanlıurfa:
Sıra gecesi:
“Akşam yemeği için El-Ruha Otel’e geldik, sıra gecesinin ne olduğunu, nasıl yapıldığını hepimiz çok merak ediyorduk. Yemek için salona girerken ayakkabılarımızı çıkarmamız gerektiğini söylediklerinde şaşırmıştım. Ayrıca sıra gecesini otantik bir mağarada yaptık. Ana yemek sırasında yemeğimizi yememiz için ağır parçalar söyleyip hareketli olanları sona sakladıklarını söylediler. Bu gece iki bölümden oluşmaktaydı; başlarda onlar söyledi, sonlara doğru herkesin yemeği bitince eğlence başladı, başta M. Thierry olmak üzere içimizden birkaç kişi daha türkü söyledi, diğerleri de onlara dans ederek eşlik etti. Gerçek çiğ köftenin ne kadar acı olduğunu da öğrenmiş olduk. Bu kadar eğleneceğimizi beklemiyordum açıkçası bana da sürpriz olmuştu.”
Beril Boralı – 10D
Harran:
“Bugün saat 8.00’da yola çıktık, direk Harran’a gittik. Eski yıkık bir bina vardı ve aslında oranın çok eskiden okul olduğunu öğrendik. Yanında develer vardı tabii ki bu hepimizin dikkatini daha çok çekti ve grup olarak oraya yöneldik. Önce yanına zar zor yaklaşmamıza rağmen 20 dakika sonra deveye binmeyen kalmadı. Bir süre sonra aynı bölgede bulunan Halil Ağa’yı ziyarete gittik. Evi halka açık geleneksel bir yerdi, geleneksel kıyafetler giyip resim çektirenler oldu, yere yakın sandalye ve masalarda çay içenler oldu ayrıca alışveriş yapanlarda oldu. Bütün bu 2 saat içinde bize en ilginç gelen olaylar daha önce görmediğimiz şeylerdi. Ağa, 4 karısı ve 20 çocuğuyla bizi sıcakkanlı bir şekilde ağırlamasıyla en başta geliyordu. Sonuçta bu gezi bizi çok eğlendirdi ve bilgilendirdi.”
Ömer Ulkay – 10B
İbrahim Makamı ve Çarşı:
“Gezimize Hazreti Halil İbrahim’in doğduğu mağaraya ayakkabılarımızı çıkarıp girerek ve fotoğraflayarak başladık. Ateşe atıldığı bölgenin ziyaretiyle devam ettik ve rehberin anlattığı öyküleri dinledik. Ardından Balıklı gölün etrafında yürüdük ve balıklara yem verirken dilek diledik. Halil-Ül Rahman Camii’ni gezerek rehberin anlattığı eski hikayelerini dinledik. Gezimize Urfa’nın eski çarşısını gezerek devam ettik. Halkın giyiniş biçimleri dikkatimizi çekti. Çarşının dar sokaklarında gezdikten ve satılan eşyalara, kıyafetlere baktıktan sonra küçük bir bahçede bulunan kahvede çay içerek tavla oynadık. Çok keyifliydi. Uzun yürüyüşten sonra hepimiz çok yorulmuş ve acıkmıştık. Balıklı gölün karşısında bulunan bir restauranda Urfa kebabı yedik ve otobüsümüze binerek Atatürk Barajı’na doğru yola çıktık.”
Muratcan Hasırcıklı – 10D ve Helin Öztürk – 10C
Atatürk Barajı:
“Kısa süren otobüs yolculuğumuzdan sonra Fırat nehri üzerinde bulunan dünyanın en büyük üçüncü, Türkiye’nin birinci barajı olan Atatürk Barajı’na vardık ve seyir tepesi adlı bir tepeden barajı gözlemledik ve nasıl yapıldığını dinledik rehberimizden. Yapım aşamasında hayatını kaybetmiş işçilerin adlarının bulunduğu anıtı da gördük. Barajın güzel manzarası karşısında çay içerek oturduk. Bir süre oturduktan ve sohbet ettikten sonra Adıyaman için yola koyulduk.”
Oğuzhan Şahin – 10B
Adıyaman:
Nemrut:
“Her günkü kalkış saatinden çok daha erken kalktık. Programımızı tamamlayabilmek için sabah 6.00’da kalkıp 6.30’da kahvaltı yaptık. Çünkü bugün Adıyaman ilimizde bulunan Nemrut dağı ve çevresini gezecektik. Sabah rehberimizle buluştuğumuzda bize kötü bir haberinin olduğunu; “Nemrutta kar nedeniyle sezon açılmadığı için, Kültür Bakanlığı’nın zirveye çıkmaya izin vermediğini, bu nedenle dağın aşağı bölümlerini gezebileceğimizi” söyledi. Bu durumda dağın zirvesini bir tepeden fotoğraflayabileceğimizi söyledi ve yola çıktık.
İlk durağımız Karakuş tümülüsüydü. Kommagene Uygarlığına ait olan bu tümülüsün altında 4 Kommagene kraliçesine ait bir anıt mezar bulunmaktadır. Ayrıca bu bölge Türkiye’de Raman bölgesinden sonra en önemli petrol yataklarına sahipti. Birçok petrol kuyusu ve bu kuyulardan çıkan petrolleri depolara ulaştıran boru ağını gördük.
Sonra yolumuzun üstünde bulunan Cendere çayı üzerine kurulmuş Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından yaptırılmış Cendere Köprüsü’ne vardık. Burada fotoğraflarımızı çekildikten sonra son durağımız olan Yeni Kale’ye geldik. Çok büyük bir alanı kaplayan bu kale surlarıyla büyüleyici bir görünüşe sahipti.
Ve ne yazık ki her şeyin bir sonu olduğu gibi bu turunda sonuna gelmiş bulunuyorduk. İstanbul’a dönmek için uçağımıza bindik.”
Giray Elmalı – 10A
