Kapat
Arama yapmak için en az bir kelime giriniz.
Başa dön

Cenevre-İsviçre İzlenimlerimiz

Kültürel Farklılıklar

İstanbul’un dışına dahi adım atsanız, bulunduğunuz yerde bir kültür farklılığı gözlemleyebilirsiniz ; ancak bu tabii ki yurtdışında gözlemleyeceğinizden daha farklı ve daha az hissedilir olur. Yurtdışında ise şehirler, insanlar daha bir farklıdır daha, bir uzaktır size. Avrupa’da da bu hissedilir. Özellikle Cenevre gibi Avrupa’nın ortasında, çok kültürlü bir kültürün içine girdiğinizde bu fark yadsınamaz bir hal alıyor. Cenevre kapalı havası ve sakin yaşayanlarıyla daha uykucu bir şehir.

Yavaş, sakin, neredeyse stressiz bir yaşam hâkim. Bu da şehrin küçüklüğünden ve de doğayla içiçe oluşundan kaynaklanıyor. Sokakta, postahanede, mağazada karşılaştığınız insanlar bir hayli kibar oluyorlar. Gördüğüm insanların çoğu mutlu ve sempatiklerdi ; her şeyin düzenli, mükemmele yakın olduğu bir şehirde bu da olası gözüküyor.

Yemeklerden, suların acılığından ya da havanın soğukluğundan bahsetmek yerine ben şehirden ve insanlardan bahsetmek istiyorum ki bu zaten bütün kültürel farklılığı (Cenevre- İstanbul) açıklar nitelikte: Cenevre bence başarılı bir şehircilik örneği. Bütün sokaklar, caddeler düzenli ve aşırı temiz bunda tabiki nüfusun az oluşu da etkili ; ancak Cenevre kantonal yönteminin payı yok sayılamaz.

Düşünün ki ulaşımın bedava olduğu bir şehir ya da sokaklarındaki çeşmelerden su içebildiğiniz( bu durum elbette ki başka Avrupa kentleri içinde geçerlidir…)bir şehir… Buradan göründüğü üzere Cenevreliler kaliteli bir şehir hayatı yaşıyorlar. Trafikte saatlerce takılmıyorlar ya da şehir hayatının yoruculuğunda sıkılmıyorlar, böylece insana da daha önem veren bir toplum oluşuyor. Bir ikinci kültürel farklılık ise İsviçre’nin Avrupa’nın tam ortasında yer alması ve Cenevre’de de hissedilen çok kültürlü yapı. Sokakta birine Fransızca yol sorup, İngilizce cevap almanız ya da üniversiteden içeri girdiğinizde bir yanınızda bir grup öğrenci Almanca ya da İtalyanca sohbet ederken diğer bir tarafta başka bir grup öğrencinin Fransızca konuşması veya uzun uzun dört dilde (Almanca, Fransızca, İtalyanca, İngilizce) yazılmış tabelalar buna güzel birer örnek oluşturmakta.

Cenevre uluslarası kuruluşlara ev sahipliğiyle bilinen bir şehir örneğin United Nations Office at Geneva (Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi) , CERN-Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire( Avrupa Nükleer Enerji Araştırmalar Konseyi) gibi. Söylemek istediğim bence en önemli kültürel farklılık (Türkiye-İsviçre arasındaki), insanlar, insanlar ve insanlar.

Mustafa Ayçiçeği / Lise 2 TMC

Korna seslerinin boyamadığı yeşil Cenevre’nin sokaklarında dolaşırken, karşımıza çıkan kültürel farklılıkları gözlemlememiz olanaksızdı. Kalabalık olmamız nedeniyle, sokaklarda hüküm sürmeyen İstanbul karmaşası ve gürültüsü, şehirdeki tüm gezilerimiz boyunca bizim için en büyük avantajdı.
Trafik kurallarına tüm şehirliler tarafından uyulması ise, İstanbul trafiğinin yoruculuğuna aşina olan bizlerin Cenevre’de daha güvende hissetmemizi sağladı. Geniş, ferah caddelerde yaşamlarına devam eden, eski ve taş evler çiçeklerini yeni açmış ağaçlar, bu kültürel aktivitemiz için harika bir arka plan yaratıyordu.

Bu şehrin işleyişi, görünüşü ve havası, bizim gibi turistler için mükemmeldi kuşkusuz ; fakat bazı konularda güçlük olmasa da, alışılmamışlıktan gelen bir şaşırma yaşamamıza neden olan durumlarla karşılaştığımız inkar edilemez bir gerçek oldu bu dört gün boyunca bizim için. Çoğunlukla restoranların, otellerin ziyaretçilerini göklere çıkarıp hiçbir şeye el sürdürtmediği bir şehirden İstanbul’dan, Cenevre’de, temizliğin ve toplamanın büyük bir çoğunluğunun müşteriler tarafından yapıldığı bir öğrenci yurdu ile bahşiş verip vermeyeceğimizi bize açıkça soran restoranlar karşıladı bizleri. Bunların dışında, yemeklerin bazıları ile satılan sular, ülkemizi aratmıyor değildi.

Çok beğendiğimiz güzelliklerin yanında, kendi kültürümüzde günlük alışkanlıklarımızda bulunmayan farklı nitelikler bizi kendilerine hayran bıraktılar, ama, elbette ki, eleştirdiğimiz unsurlar da mevcuttu ; ancak bütün bunlar, başka bir ülkede bulunmanın tatlılıkları idi ve bize zevk veren de işte bu anılarımızdı. Bu duyguları yaşama fırsatını bize verdikleri için geziye katılan öğretmenlerimize çok teşekkür ediyorum.

Serra Sayın / Lise 3 Fen

Cumartesi günü öğleden sonra Cenevre Modern Sanat Müzesi’ne gittik bir gün sonra da Cenevre Eski Şehir Bölgesi’ni gezdik. Her iki gezi de bizim için çok faydalı oldu. Reform hareketinin başladığı meydanı gördük, Fransız ve İngiliz rehberlerimiz bize şehrin tarihi hakkında ilginç bilgiler verdi. Napolyon’un giyotininin bulunduğu meydanda ironik olarak bugün Kızılhaç fikrinin mucidinin heykeli bize gülümsedi Cenevre’de.

Eski Şehir Bölgesi’nde birbirinden ihtişamlı binalar, katedraller ve heykeller bulunmaktaydı. Uzun yürüyüşümüz sonunda şehrin birçok yerini görmüş olarak kaldığımız öğrenci yurduna döndük.

Modern sanat müzesinde edebiyat öğretmenimizle eserler üzerine yorumlar yaptık. Rehberimize biraz fazla soru sormuş olacağız ki bize bu eserlerin modern sanat eseri olduğu ve yorumun çoğunun bize ait olması gerektiği yanıtını aldık.

Cenevre Modern Sanat Müzesi kısa adıyla MAMCO beklediğimden farklıydı. Müzenin ilk katında daha önce İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde de sergisini ziyaret ettiğim Sarkis’in çalışmaları vardı. Yunanlı sanatçı, Cenevre’ye her geldiğinde buradaki atölyesini kullanıyormuş. Benim en çok ilgimi çeken eser, Alman bir sanatçının 38 yıllık hayatını anlatmak için sayıları kullanmayı tercih etmesiydi. 5 büyük tuval üzerine birden bir milyona kadar sayıları yazmıştı.

Sanatçının tuval üzerinde en çok kullandığı renkler gri ve beyaz tonlarıydı. İlk tuvalini çok koyu gri arka plan üzerine yine aynı renkle sayıları yazarak oluşturmuştu. Hayatının ilk yılları için koyu renk kullanması bana sanatçının o dönemine kötümser duygularla baktığını düşündürdü.

Tuvallere yazacağı her bir sonraki sayı için yüzde birlik beyaz ton eklemiş ve en sonuncu beşinci tuvali ise tamamen beyaz arka plan üzerine beyaz renkte sayıları ekleyerek oluşturmuş. Bu da bana son yıllarında artık duruluğa ulaştığını ve her an ölüme yaklaştığı için biraz daha huzur bulduğunu, hayatının ilk yılları gibi koyu renkle karamsar bir şekilde göstermek yerine beyazı seçmiş olmasından, ölümü üzücü, karanlık bir olay gibi algılamadığını düşündürttü.

Açelya Yaman / Lise 3 Fen

İsviçre havaalanından trene binip kalacağımız öğrenci yurduna gidince kendimizi sessiz sakin bir şehirde bulduk. İstanbul’un o yorucu gürültüsü patırtısı yoktu burada.

Hayat daha yavaş ve sessiz akıyordu. Sokaklar bomboştu, her an nerede bu insanlar diye düşündük. İstanbul- Cenevre arasında bizi ilk başta en çok ilgilendiren fark yemekleri oldu. Cenevre’de yemek çeşitleri kısıtlı ve çok pahalıydı. Geleneksel yemekleri olarak erimiş peynir fondue vardı. Şehir merkezinde Türk, Hint, Çin ve Japon restoranları vardı.

Cenevre’nin gölüne iki dakikalık mesafedeydi kaldığımız öğrenci yurdu, göldeki kuğular ve ördekler gölün üzerinde süzülüyordu.

Orkun Akıncı / Lise 3 Fen

daha fazla+
X