Kapat
Arama yapmak için en az bir kelime giriniz.
Başa dön

Akdeniz’den Gerçek Hikayeler

Frankofoni Festivali kapsamında Marsilya’nın 2013 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesi dolayısıyla, Akdeniz insanlarının gerçek öykülerini anlattığı "Akdeniz’den Gerçek Hikayeler" adlı proje hayata geçirilmiştir. Bu etkinlik Akdeniz Bölgesi’nde konuşulan tüm dilleri kapsamaktadır. Sainte Pulchérie Lisesi öğrencileri de bu projeye katılarak, kendi öykülerini paylaşacak, yaşayan kültüre ait en canlı örnekleri paylaşma olanağı bulacaklardır.

Etkinliğe katılan öğrenciler 5 sayfadan fazla olmamak koşuluyla yazılı bir metin veya 10 dakikayı aşmayacak bir ses veya video kaydı aracılığıyla kendileri için önem taşıyan gerçek öykülerini anlatacaklar ve bunu bu konu için belirlenmiş web sayfasında yayınlayacaklardır. Bu projenin sözcüsü Fransız yazar François Beaune halen Akdeniz Bölgesi turunu gerçekleştirmekte ve bizzat kendisi özgün öyküler arayışını sürdürmektedir. Buradaki temel hedef bu öykülerin paylaşılması, kültürler arası seyahat etmesi, farklı dillere çevrilmesi ve anlatıldıkça ve dolaştıkça değişikliklere uğramasıdır.

Gerçek bir hikaye nedir? Bu sorunun cevabını bulabilmek için buraya tıklayın

Veliler, öğrenciler, öğretmenler, hepiniz öykülerinizi bu sitede paylaşabilirsiniz, buraya tıklayın

Lisemizin iletişim sorumlusu Jülide Bigat François Beaune ile bir söyleşi yaparak, yazarın konuyla ilgili projesini, lisemiz öğrencileri ve öğretmenleri ile gerçekleştirmekte olduğu çalışmalara dair planlarını öğrendi.

Ne zamandır gerçek öykülerin izini sürüyorsunuz?

Bu merak 2011’in Aralık ayında İspanya’da başladı, Ocak 2012’de Fas’ta devam etti… Aslında proje 2010 kışında başlamıştı. Konuk sanatçı olarak Manosque Festivali’ne davet edilmiştim. Festival yöneticisi Olivier Chaudensen, aynı zamanda edebiyat festivali “Paris en toutes lettres” (Kelimelerle Paris)’in de başkanıydı, bu etkinliğin amacı da edebiyatı görsel bir etkinliğe dönüştürmekti. Bu kapsamda gerçek öykülerin arayışı içine girdim. Özetle proje Fransa’da başladı ve Marsilya’nın 2013 Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesiyle tüm Akdeniz’e açıldık.

Gerçek hikâyeler derleme fikri nereden aklınıza geldi?

Gerçek hikâyeler arayışı bir yazar olarak, yani 20 yıldan beri zaten doğal olarak yaptığım birşey. Bana göre herhangi bir sanatçı çalışmaları için özgün malzemeler bulmalı. Kişilerle karşılaştığımda, televizyon izlerken… daima notlar alırım. Bir gün Paul Auster’in bir kitabında benzer bir proje gerçekleştirdiğini okudum, bu da bana esin kaynağı oldu. 1999 yılında, bir ulusal radyo programında Amerikan halkına seslenerek gerçek hikâyelerin peşine düşmüş olduğunu öğrendim. Sonuçta radyo dalgaları üzerinden ona ulaşan 4000 gerçek öyküden en iyilerini seçerek “True tales of American Life” (Amerikan Yaşamı’nın Gerçek Öyküleri) adlı bir antoloji oluşturmuştu.
Şüphesiz tarih eğitimi almış olmam da “Gerçek Tarih”’e ilgi duymamda önemli bir etken. Mikro tarih, yani insanların sıradan geçmişleri, özellikle çağdaş Fransız tarihçilerin ve davranışbilim tarihçilerinin öteden beri ilgisini çekmekte. Çalışmaları mikro tarih kavramı içinde göze çarpan Alain Corbin’i örnek verebilirim. Özetle asıl ilginç olan mutlaka savaşların tarihi, geçmişteki büyük ve önemli olaylar değil, sıradan insanların başından geçenlerdir.

Bu gerçek öyküler derleme projesi kapsamında, şimdiye kadar hangi ülkeleri ziyaret ettiniz?

Daha önce söylediğim gibi Aralık 2011’de İspanya’da, Ocak 2012’de Fas’ta, Şubatta Cezayir’de, Martta Tunus’ta sonra Mısır ve Lübnan’da bulundum. Şimdi de Türkiye’deyim… Gezi devam ediyor.

Sizi en çok etkileyen ülke hangisi ?

Cezayir. Orada işler çok zor yürüyor, ülke güç durumda. En depresif aynı zamanda en tuhaf kişilere orada rastladım. Beni en çok cezbeden yer orası oldu. Cezayir’de çok ilginç insanlarla karşılaştım. Biliyorsunuz ki ben Faslı, Cezayirli, veya Türk insanlarının hikâyelerinin peşinde değilim, beni ilgilendirmiyor. Benim aradığım, Akdeniz civarında yaşayan ve geçmiş yaşamlarına damgasını vurmuş olayları paylaşmak isteyen bağımsız bireylerin öyküleri. Proje sınırları aşan ve Akdeniz’i sınırları olmaksızın düşünmek isteyen bir bakış açısına sahip. Bir an için ulus-devlet kavramlarını unutalım. Ülkeleri geçmişlerine bakarak değerlendirmek üzere burada değiliz. Tüm tarihsel geçmişler birbirine karışmış durumda.

En çok hangi öyküden etkilendiniz ?

Lübnan’da geçen Samira Fakhoury’nin hikâyesi… (Fransızca olarak dinlemek için buraya tıklayın )

Türkiye’de nasıl karşılandınız ? İlk izlenimleriniz neler ?

Sainte Pulchérie Lisesi ve Fransız Kültür Merkezleri tarafından çok iyi karşılandım. Ağustos ayında önce İzmir’e gittim ve Fransız Kültür Merkezi’nin projeye destek verme isteğini gördüm. Örneğin, tüm yıl boyunca, derlemeye yardımcı olma amacıyla projeyi takip etmek üzere birisini işe aldılar. İfade özgürlüğünün serbest olmadığı birçok ülkede gerçek bir öyküyü anlatabilmek her zaman mümkün olamayabiliyor, Türkiye’de insanların tehdit altında olduklarını sanmıyorum ancak gerçek bir öyküyü aktarmanın bazı sorunları beraberinde getireceğine dair kuşku duymalarını da anlayabiliyorum. Özgür bir bireyin, bir öykü seçerek bunu aktarması, herkesle paylaşması belli bir çaba gerektirir, kolay değildir.

Sainte Pulchérie Lisesi sizi konuk yazar olarak davet etti. Bu süreç nasıl gelişecek ?

Tüm mart ayı boyunca, Sainte Pulchérie Lisesi’nde olacağım. Öğleden sonraları, Lise 2. sınıfların dört şubesinde yaklaşık 90 öğrenci ile bir araya gelerek, onların gerçek hikâyeleri ve benim derlemem üzerine çalışmalar yapacağız. Sabahlarımı, bu gerçek öyküleri temel alan ve “Editions Verticales” yayınevinden çıkacak olan yeni kitabımın hazırlıkları ile geçireceğim ve akşamları da rakı içerek tavla oynayacağım. İşte programım!

Sainte Pulchérie Lisesi’ndeki eğitici projeyi nasıl yönlendireceksiniz ?

Öğrenciler bugünden mart ayının sonuna kadar olan sürede, çevrelerinden gerçek öyküler toplamaya çalışacaklar, daha sonra onları tekrar birlikte yazacağız. Bugün her şubeyi ziyaret ederek onlara proje hakkında bilgi verdim ve öykü toplama konusunda önerilerde bulundum. Tabii ardından da gerçek bir öykü anlattım, söyleşinin başlarında beni en çok duygulandıran hikâye diye bahsettiğim “Peupliers en fleurs”. (Çiçekli kavak ağaçları)

Öğrencilerden tam olarak ne bekliyorsunuz ?

Onlar için asıl zorluk, yakınlarının, dostlarının, komşularının anlatabileceği, güzel, özgün, çekici, ilginç bir öykü bulabilmek. Gidip insanları dinlemelerini istiyorum. Bir ay boyunca kulaklarını açarak, sıradan yaşamların muhabirleri olmalarını bekliyorum. Etraflarında heyecan verici hikâyelerini anlatmaya hazır kişiler var.
Onları zorlayacak ikinci nokta ise ifade şekli. Sözlü olarak öğretmenleriyle, yazılı olarak da benimle çalışacaklar. Bir öykü nedir, nasıl anlatılır, ne şekilde yazıya dökülür, başlangıç ve son nasıl oluşturulur, öğrenmelerini istiyorum.
Bu proje sayesinde özgün bir hammaddeden yola çıkarak, seçkin bir ürüne yani bir edebi metne ulaşacaklar. A’dan Z’ye kendilerine ait bir tasarım süreci.

Çok teşekkürler François Beaune. Eklemek istediğiniz birşey var mı ?

“Gerçek Hikâyeler”, öykülerimizi paylaşarak birbirimizi daha iyi tanımamıza olanak sağlayan, küreselleşme açısından çok önemli bir proje. Seyahat eden öyküler değişikliğe uğrarlar.

daha fazla+
X