connexion
Lisemiz
Eğitim
Okul Hayatı
Öğrencilerin Yaşamı
Kültür ve Sanat
Küresel Eğitim
Yayın tarihi 12 Mart 2009

İkinci Dönem Hazırlık Türkçe Öykü Yazım Çalışmaları

Öğrencilerimiz verdiğimiz anahtar sözcüklerle olay ve durum öyküleri oluşturdular

Yazılı ifadede başarıyı yakalamanın öncelikle bol bol okumaktan ve yazım çalışmaları yapmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Derslerimizde programımız elverdiğince yazım çalışmaları yapmaya önem veriyoruz.
Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri olarak belirlediğimiz otuzu aşkın anahtar kelimeyle ve öyküleme tekniklerini uygulamalı gösterdikten sonra bakalım öğrencilerimiz nasıl öyküler yazdılar.

NEDEN BENİ BIRAKIP GİTTİN?

Hava kimsenin anlamadığı bir nedenden dolayı kapalıydı o gün. Yapraklar sonbahar kış geçişinin yaşandığı bu zamanda sararan yapraklarını döküyor, dallar yaprakların yerini kar taneleriyle doldurmaya başlıyordu. İnsanlar o gün anlamıştı odunların sobada yanıp, kıvılcımlar çıkarma dönemi olduğunu. Ailecek soba önünde oturulup kestane pişirilirdi. Evlerde hüznün, öfkenin, heyecanın yanında kahkaha sesleri de eksik olmazdı.

Sevan okul çıkışı babasına odun toplamada ve muhtarlığın dağıttığı kömürleri almakta yardım etmişti. Her gün olduğu gibi eve geldiğinde sobanın karşısına oturup ödevlerine başlamıştı. Büyük ağabeyi Arek lise 2 sonunda okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Çünkü aile zor durumdaydı. Babasını onlar için çırpınırken görmek onu daha da üzüyordu. Babası bir gün eve erzak almak için eski ama ailenin simgesi olan televizyonlarını satmak zorunda kalmıştı. Arek artık bu duruma son vermek için Kemal Usta’nın kahvesinde çıraklık yapmaya başlamıştı. Aslında bir yandan da başka işler arıyordu kendine. Mahallenin muhtarı ona bir iş daha verebilecekti. Arek kardeşi Sevan’ın kendisi gibi okulu bırakmasını istemiyordu. Sevan beşinci sınıfa yeni geçmiş olsa da en az ağabeyi kadar olgun biriydi. Her zaman sorumluluklarını bilir, okulun diğer şımarık ve kıskanç çocukları gibi değildi. Ayakkabıları onu idare etmişti bütün sene boyunca şimdide yeni bir ayakkabıya ihtiyacı yoktu. Sevan en azından tatillerde köyün koyunlarını otlatırdı dağ eteklerinde.

Bir gün muhtar eve geldi. Arek’in ondan iş beklediğini bildiği için ona İstanbul’da yeni bir fabrika açılacağını söyledi. Eğer isterse hemen yarın gece sabaha karşı yola çıkabilirdi. Arek hiç düşünmeden bunu kabul etti. Başka şansı yoktu çünkü. Verdikleri parada onlara yeterdi. Evet evden ayrılmak zorundaydı ama bu ailesini kurtarabilecek bir fırsattı. Bu akşam Sevan ile de konuşmalıydı. Ona söylemenin en iyi yolu akşam yattığında annelerinin onlara her zaman anlattığı masalı anlatmaktı. Bunu hep onun yanında olduğunu göstermek için anlatmıştı, aynı annesi gibi. Sevan o gece bir kabus gördü. Uçurumun kenarındaydı adeta, yalnız başına duruyordu gecenin tüyler ürperten ayazında. Her seferinde bir şeye ulaşmak için elini uzatıyordu ama hep boşluğa düşüyordu eli. Uyandığında gözlerinde korku yüreğinde yalnızlık oluyordu.

5 ay olmuştu Arek’in evden ayrıldığı arada sırada onlara mektup yazıyor, her zaman iyi olduğunu söylüyordu. Bir kerede bir resmini göndermişti Sevan’a deniz kıyısında martılara yem atarken. Bir seferinde de Sevan’a pamuk şeker göndermişti, hayatında ilk defa ona bir şey almanın mutluluğunu üzerinde taşıyarak. Bir mektubunda helikopter gördüğünü yazmıştı hayatında ilk defa. Sevan görmediği için ona en ince ayrıntısına kadar her şeyini anlatmıştı. Ama Sevan gerçekten iyimi diye düşünüyordu her gün? Evet onların durumu artık iyiydi Arek sayesinde ama peki o? Arek’in gittiği zamanlarda gördüğü kabus artık her gün görmeye başlamıştı. Ama her gün aynı kabusu görmesine rağmen, hep aynı korkuyla uyanıyordu yatakta kan ter içinde.

Bir gece Sevan babasıyla beraber evin önündeki küçük masada otururken içini bir sıkıntı kapladı. Havada kaplıydı o gün diğer günlere göre. Bir anda şimşek çaktı ve gök gürültüsü duyuldu. Sevan küçüklüğünden beri bu sesten korkardı. Ama ne zaman bu sesi duysa Arek onun yanına gelir ve sabaha kadar yanında uyurdu. Yağmur damlaları evin çatısına pat pat sesleriyle düşmeye başlamıştı. Çatıdan aksan su damlaları yerdeki kilimleri hemen ıslatmıştı. Sevan ve babası ne olduğunu şaşırmış bir şekilde yatmaya karar verdiler. Tam Sevan yatakları hazırlarken birden kapının yumruklandığını duydular. Kapıda kahvecinin yeni çırağı Ömer soluk soluğa bir şeyler söylemeye çalışıyordu. En sonunda söyleyebilmişti kötü haberi. Sevan’ın tahmin ettiği gibiydi Arek ile ilgili İstanbul’dan bir haber gelmişti. Hemen kahveye gitti Sevan ve babası çünkü bir tek orada telefon ve televizyon vardı. Tüm köy kahvede toplanmış televizyondaki son dakika haberini bekliyordu. En sonunda spiker konuşmaya başlamıştı: “ İstanbul’un Tuzla ilçesinde bulunun … akü fabrikasında bugün bir patlama meydana geldi. Bir iş kazası sonunda çıkan yangında 25 ölü ve 43 yaralı olduğu söylendi. Alevler şuan bütün fabrikanın etrafını sarmış durumda. Sağlık ekipleri ve itfaiye şuan olay yerine ulaşmış bulunmaktalar. Şimdiden kan kaybeden işçiler için kan aramalarına başlanmış durumda.” Sevan olayın verdiği şokla ekrana bakıyordu. İşçi yakınlarının çığlıkları, işçilerin yattığı sedyeler…

Sevan şimdi anlamıştı gördüğü kabusun anlamını. Aynı o kabustaki gibi bir şeye hep uzanıyor ama ona bir türlü ulaşamıyordu. Aynı artık Arek’e ulaşamadığı gibi…

Nevra KUMOVA / Haz-C

TESADÜF KAZA

Selin okuldan eve geldi. Duş alıp üstünü değiştirdi. Kirli giysilerini
ve çoraplarını kirli sepetine attı. Sonra annesinin aldığı
pamukşekerini yemeye başladı. Televizyonu açtı, bir film buldu ve
izlemeye karar verdi. Keşke izlemeseydi.

Filmde, hava çok kötüydü ; sağnak yağmur yağıyordu ama yakında kar yağacak gibiydi. Fırtınalar çıkıyor, hep gök gürültüleri duyuluyordu.
Selin korkmuştu ama merak etti ve izlemeye devam etti. Filmde hep
geceydi. Bir kadın ve kocası, uçurum kenarındaki dar bir yoldan
arabalarıyla ilerliyorlardı. Ama adamın hem uykusu gelmişti hem de
daha çok uzun yolları vardı. Dikkati dağılmaya başlamıştı. Çok kıskanç
bir adamdı ve karısının onu aldattığını düşünüyordu. O anda benzin
göstergesinin sıfırda olduğunu sandı ve panikledi. Yol da yağmur
dolayısıyla ıslak ve kaygan olduğundan direksiyonun kontrolunu
kaybetti. Araba bir takla attı ve uçurumun kenarına yuvarlandı,
düşmesi an meselesiydi. Aynı saatlerde bir helikopter içinde yedi
yolcuyla yola çıkmıştı ama kötü hava koşulları onu da etkilemişti.
Aniden pervanesinin tam ortasına bir şimşek çaktı ve helikopter alev
alev yanmaya başladı. Herkes korku içindeydi. Helikopter de arabanın
ters olarak durduğu uçurum kenarına doğru yaklaşıyordu giderek
alçalarak. Ve sonunda arabanın üstüne sert bir iniş yaptı. O sırada
arabanın içindeki kadın kurtulmuş, kanlar içinde, telefonuyla bir
yerleri arıyordu ama ulaşamıyordu. Helikopterden aşağı güvenli bir
şekilde atlayabilenler çığlık çığlığaydı. Küçük bir çocuk babasını
arıyordu. Kurtulanlar üç kişiydi, bir tanede yaralı vardı. Arabadan
çıkan kadın onların yanına gitti. Öfkeliydi ama bir yandan da üzgündü.
Kocası boşuna kıskançlığı yüzünden kaza yapıp, kendi ölümüne neden
olmuştu. Helikopterden çıkan küçük çocuğun kardeşi kayıptı ; sadece
ayakkabısı bulunmuştu. Ayaz ortalığı çok soğutuyordu. Ambulansları
beklemeye başladılar. Sonunda ambulanslar geldi. Bütün yolcular
sedyelere alındı ve hastaneye götürüldü. Hastaneye gelen yolcu
yakınları beklediler, bazıları ağladı, bazıları sevindi ama diğerleri
için üzüldüler. Birbirlerine hep destek oldular, kahve içerken sohbet
edip birbirlerinin dertlerini acılarını paylaştılar.

Film bitti. Selin etkilenmişti. Pencereden baktı. Deniz ve martılar
görünüyordu, bir süre dışarı baktı. Uykusunun geldiğini farkedince
yatağına yattı. Kabuslarla geçirdi o geceyi. Kahkahalar, korkunç
kahkahalar duydu hep. Bu kabuslar izlediği filmin içine getirdiği
gerilimden kaynaklanıyordu. İyi bir uyku çekmek ve iyi rüyalar görmek
için izlediği filmin peri masalı filmi olması gerekiyormuş.

Elvin PİNÇE/ Haz-B

GECE

Deniz köpük köpük dalgalıydı. Dalgalar tüm şiddetiyle kıyıyı dövüyor,gökyüzünde durmadan şimşekler çakıyor,gök gürültüleri gecenin sessizliğini bozuyordu. Sanki hiç durmadan havai fişekleri atılıyor gibiydi. Ayaz tüm kuvvetiyle küçük ahşap evlerin küçük ahşap gövdelerini zorluyor,zorluyordu. Anlaşılan hava bu gece çok öfkeliydi.

Oysa iki küçük kardeş çok neşeliydiler. Evden kahkaha sesleri yükseliyordu. Sıcak evlerinde televizyon izliyorlardı. Üstelik bir de pamuk şekerlerini yiyorlardı. Hem iştahla hem de kimin pamuk şekeri daha büyük diye gizli bir kıskançlıkla. Bir yandan saatler iyice geceye ilerlemiş, çocukların uyuma vakti çoktan gelmişti. Babaları her gece olduğu gibi onlara masal anlatmaya başlamışken dışarıdan acı bir martı çığlığı geldi. O sırada büyük bir gürültü duyuldu. Ardından bir sürü sesler bağırışlar gelmeye başladı. İnsanlar telaşla evlerinden çıkıyor ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Çocukların babası da çoraplarını ayakkabılarını yarım yamalak giydi ve kendini dışarı attı. Şanssızlık bu ya, arabasının aküsü bittiğinden çalışmıyordu. Yağmur kara çevirmişti. Herkesin koştuğu yöne doğru koşmaya başladı. Tam uçurumun kenarında düşmüş bir helikopter vardı. Anlaşılan havanın öfkesine direnememişti. Görenler söylüyorlardı. Havada taklalar atarak yere düşmüştü. Bu belki iyi haberdi. Böylece hızı kesilip yere çok kötü çakılmaktan kurtulmuştu. O sırada helikopterden alevler yükselmeye başladı. İçeriden iniltiler geliyordu. Köylüler el birliği ile pilotu dışarı aldılar. Yarası ağır gibiydi. Bir yandan ambulans çağrıldı, bir yandan alevler büyümeden söndürüldü. Kaza yerinde olay normale dönmüştü, yaralıya ilk yardım yapılmış, dikkatlice sedye ile ambulansa taşınmış ve ambülans hızla hastanenin yolunu tutmuştu.

Ama evde çocuklar korku içinde ağlaşarak babalarını bekliyorlardı. Çünkü telefonunu evde unuttuğu için ona ulaşamıyorlardı. Tam o sırada kapı açıldı. Babaları gelmişti en sonunda. Baba ıslak paltosunu çıkardı ve karısına bir kahve yapmasını söyledi. Çocuklar kabus gibi başlayan gecenin mutlu bitmesinin verdiği rahatlıkla uykularına daldılar.

Özer AKMAN/ Haz-B

Galeri

Aynı Bölümde

Şiir Günü

6 Mart 2009 Cuma günü "AŞK" temalı şiir dinletisi